|
|||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||
|
Atatürk ve Cumhuriyet Cumhuriyet hakkında çok şeyler yazılır, çizilir bugün. Biz istedik ki cumhuriyet hakkında, Cumhuriyetin Kurucusu neler demiş bir bakalım, öğrenelim. Dilimiz döndüğünce açıklamaya çalışalım. Atatürk’ün cumhuriyet anlayışını anlamak için kendi el yazmalarından derlenen aşağıdaki metne bir bakalım: “Demokrasinin, bütün manasiyle(anlamıyla), ideali, milletin heyeti umumiyesinin (genel durumunun), aynı zamanda, idare eden vaziyette bulunabilmesini, hiç olmazsa, devletin son iradesini, yalnız milletin ifade ve izhar etmesini(göstermesini) ister." Maatteessüf(yazık ki), milletlerin, kesreti nüfusu(nüfusunun çoğu), fikrî terbiye dereceleri(eğitim durumları), idealin tatbikinde(gayenin uygulanmasında); büsbütün idealden mahrumiyeti mucip olabilecek(gayeden uzak olmayı gerektirebilecek) ihtiyatsızlıklardan(tedbirsizliklerden) içtinabı muciptir(çekinmeyi gerektirir). Binaenaleyh(bundan dolayı), demokrasi prensibinin en asri(modern) ve mantıkî tatbikini(uygulamasını) temin eden hükümet şekli, cumhuriyettir. Cumhuriyet, milletvekillerinden mürekkep(oluşan) meclisi ve mahdut(sınırlı) zaman için müntehap(seçilmiş) devlet reisiyle, hâkimiyeti milliye’ nin mahfuziyetini(milletin hakimiyetinin korunmasının) en iyi zamindir(kefilidir). Cumhuriyette, Meclis, Reisicumhur ve hükümet, halkın hürriyetini, emniyetini ve rahatını düşünmek ve temine çalışmaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar, bilirler ki, kendilerini iktidar ve salâhiyet(yetkili) mevkiine, muayyen(belirli) bir zaman için, getiren irade ve hâkimiyetin sahibi olan millettir; ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine, saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Millete karşı vaziyet ve vazifelerini suiistimal eyledikleri(kötüye kullandıkları) takdirde, şu veya bu tarzda, millî iradenin, kendi haklarında dahi tecellisine(gerçekleşmesine) maruz kalabilirler. Millet tarafından, millet namına, devleti idareye mezun kılınanlar(görevlendirilenler) için, icabında millete hesap vermek mecburiyeti, lâubalilik ve keyfî hareketle telif kabul edemez.” Gördüğünüz üzere demokrasinin “milletin çoğunluğunun devleti idare eden durumunda olması” şeklinde tarif ediyor Gazi. Cumhuriyetin tanımını yaptıktan sonra milletvekilleri, başbakan ve cumhurbaşkanının görevlerini çok öz bir şekilde ifade ediyor Büyük Önder: “Cumhuriyette, Meclis, Reisicumhur ve hükümet, halkın hürriyetini, emniyetini ve rahatını düşünmek ve temine çalışmaktan başka bir şey yapamazlar.” Ardından milletimize ve milletimizin vekillerine “iktidar mevkiine, saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir” hatırlatmasını yapıyor. Bir de Mustafa Kemal Atatürk’ün hürriyet anlayışına göz atalım. Yine kendi el yazmalarından aşağıdaki metinlere bir bakalım: “Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada, hürriyete hiçbir zaman sahip olmamışlardır ve olamazlar. Çünkü, malûmdur ki(bilindiği üzere), insan tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür değildir; kâinatın kanunlarına tâbidir. Bu sebeple insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek, insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk andan, tabiatın ve birçok mahlûkların(yaratılmışların) zebunudur(zayıf olanıdır). Himaye edilmeğe beslenmeğe, bakılmağa, büyütülmeğe muhtaçtır.” Bu paragrafı şöyle yorumlamak gerekir: Cumhuriyetin ilk yıllarında yeterli hürriyet (özgürlük) olmadığından yakınanlar vardı. Cumhuriyet daha küçücük bir çocukken, korunmaya ihtiyacı varken nasıl olur da tabiatın azgın kucağına bırakılabilirdi ki? Tabiî ki anası (kurucusu/ları) tarafından korunmalıydı. Ta ki kendi ayakları üzerinde durana kadar.
Son olarak Atatürk’ün laiklik anlayışı üzerinde durmak isterim. Büyük Önder’in laiklikten neler anladığına bir bakalım: “Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar(düzenler) ilmin muasır(çağdaş) medeniyete(uygarlığa) temin ettiği(sağladığı) esas(kural) ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir(uygulanır). Din telâkkisi(anlayışı) vicdani olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin muasır terakkisinde(çağdaş gelişmesinde) başlıca muvaffakiyet(başarı) âmili(sebebi) görür.” Özetle, günümüzde dahi tartışılır olan kavramlara Cumhuriyetimizin Kurucusu onlarca yıl önce cevapları çok açık vermiştir. Bize düşen bu cevapları doğru anlayıp O’nun izinden gitmektir. Şunu unutmayalım ki bugün elinize bu gazeteyi alıp okuyabiliyorsanız, bu özgürlüğe sahipseniz, bunu Ata’ya ve atalarımıza borçluyuz. Bu borcu ödemenin tek yolu onların yolundan sağlam ve sarsılmaz adımlarla gitmektir. |
|
|||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||