|
“Büyük olmak için hiç
kimseye iltifat
etmeyeceksin: Hiç
kimseyi aldatmayacaksın.
Ülke için gerçek amaç ne
ise, onu görecek, o
hedefe yürüyeceksin.
Herkes senin aleyhinde
bulunacaktır; herkes
seni yolundan çevirmeye
çalışacaktır, fakat sen
buna karşı direneceksin.
Önüne sonsuz engeller de
yığacaklardır. Kendini
büyük değil, zayıf,
araçsız, hiç sayarak,
kimseden yardım
gelmeyeceğine inanarak
bu engelleri aşacaksın.
Bundan sonra da sana
büyük derlerse, bunu
söyleyenlere
güleceksin.”
M.Kemal ATATÜRK
Bu yazıyı herkes
okumasın!
Bu yazı, sizler
içindir.
Bu yazı,
sizi acımadan karalamaya
çalışanlaradır.
Bu yazı,
tanımadan sizleri ve
bilmeden yüreklerinizden
geçenleri dinleyip,
anlamadan yargısız
infazda bulunanlara, her
şeye evet her şeye
rağmen, uzatılan bir gül
yaprağının hikâyesidir.
Bu yazı,
olmasa da yüreklerinde
bir nebze insaf,
konuşabilme,
dinleyebilme,
anlayabilme, tanıyabilme
cesaretini
gösterebileceklere
sunulan bir gül
buketidir.
Bu yazı, bir
sorgulamadan çok
anlamaya çalışmayı, bir
savunmadan öte bir
gerçeğin dile
getirilişini, bir yok
saymadan ziyade
yarınlara birlikte yol
alabilmenin işaretlerini
gösterme çabasından
fazlası değildir.
Bu yazı,
anlamak istemeyenlerden
çok bildikleri halde
susanlara karşı kırılmış
kalpler topluluğunun
sitemidir.
Bu yazı,
geleceklerine ipotek
konulan gençlerin
haykırışıdır.
Bu yazı, bin
bir hile ve safsata ile
yarınları ellerinden
alınmaya çalışılan
yüreklerin kabarışıdır.
Bu yazı,
hiçbir şekilde duygu ve
düşünceleri göz önünde
bulundurulmadan umutları
söndürülmek istenen
gözleri ışıl ışıl,
yürekleri pırıl pırıl,
gönülleri sevgiyle
kafaları bilgiyle dolup
taşan geleceğin
mimarlarının isyanıdır.
Bu yazı,
kurtlar sofrasında
hayallerine şerh düşülen
yarının adam gibi
adamlarının sessiz
çığlığıdır.
Bu yazı,
yarına dair düşünceleri
sorulmayan, hayattan
beklentileri
önemsenmeyen ve bir
oldubittiye getirilerek
hayata küstürülme
aşamasına getirilen;
düşünen, hayal kuran,
projeler üreten,
çözümler sunan gençlerin
karartılan yarınlarına
bir umut ışığıdır.
Sizi
karalama yarışına
girenler, size yeri göğü
dar edenler, sizi bir
kaşık suda boğsalar
doymayacaklar sürüsü,
hanginizin gözlerinizin
içine baktı ki?
Kaçınızla oturup
düşüncelerinizi
paylaştı? Hangisi
yüreğinizde kopan
fırtınalara liman
olabildi? Hangisi sizi
dinledi, kaçı sizlerden
özür dileme erdemini
gösterebildi? Kaçı bir
sıkıntınız olduğunda
sizinle kanlı gözyaşları
döktü? Kaçı sizinle
birlikte başarmanın
mutluluğuyla sevinçten
havalara uçtu? Hangisi
sizinle soğuk
koridorları adımladı?
Kaçı sizinle o muhteşem
yemekhanenize(!) yol
düşürüp aynı tuzsuz
çorbaya kaşık salladı ya
da dibi tutmuş pilava
kaşık daldırdı?
Hangisi
geceleri koğuşlarınızı
tek tek dolaşıp
üzerlerinizi örttü?
Hangisi kötü geçen bir
sınavdan sonra sırtınızı
sıvazladı? Kaçı şimdi şu
an benim yaşamakta
olduğum ve nefes almakta
zorlandığım gibi her
birinizdeki farklı
farklı güzellikleri ayrı
ayrı dünyaları görüp
gözyaşlarına boğuldu?
Hangisi sizi gerçekten
anlamaya çalıştı?
Sizinle
uğraşanların derdi
aslında bambaşka. Siz
misiniz Giresun’un OKS
ve ÖSS liginde yerlerde
sürünmesine sebep? Siz
misiniz Giresun’un bugün
içler acınası durumda
bulunmasına neden? Sizin
yüzünüzden mi Giresun’un
her alanda gerilerde
kalması?
Ve sizler,
Giresun’a yurdun dört
bir yanından sıcak
yuvalarınızı, anne ve
babalarınızı,
kardeşlerinizi bırakarak
gelenler! Siz bakmayın
bizim kusurumuza ve hoş
görmeye çalışın bizleri.
Hem hepimiz hatta
çoğumuz sizi anlamadan,
dinlemeden diline
dolayanlar gibi değiliz.
Biz sizleri çok
seviyoruz. Sizler bu
ülkenin yarınına dair
inancımızsınız. Siz
annelerinizin
babalarınızın bizlere
emanetisiniz. Bırakın
siz, ergenlik çağındaki
gençlerin psikolojisini
bilmeden ve bilmek
ihtiyacını hiç duymadan
kişiliklerinizde ağır
yaralar oluşmasına neden
olabilecek tutumlar
içerisindeki şaşkınların
hezeyanlarına. Bizler
gerçek Giresunlular
olarak sizlerden özür
diliyoruz.
Mal bulmuş
mağripliler gibi sizin
geleceğinizle hiç
utanmadan ve sıkılmadan
oynayan insafsızlara
vereceğiniz en güzel
cevap; hayatınız boyunca
tek taraflı olmamak,
önyargılara takılmamak,
empati yapabilmek belki
de en önemlisi olaylara
ve durumlara ideolojik
bakmamak, olacaktır.
Nasıl ki
Atatürk de
anlaşılmamıştı
etrafındakiler
tarafından. Söyledikleri
ve yapmak istedikleri
çevresindekilerce
imkânsız görülmüştü.
Nasıl ki O, etrafını
sarıp sarmalayan her
türlü badireyi aşmasını
bildi; sizler de
damarlarınızdaki asil
kandan alarak gücünüzü
ve inancınızı, oynanan
oyunu bozacaksınız
elbirliğiyle. Oyunu
kazandıran yetenekse de
şampiyonluğu getiren
takım oyunudur,
gerçeğini unutmayarak.
Yaşanan
bunca olumsuzluğa
rağmen, duracak mıyız?
Hayır! Pes edecek miyiz?
Hayır! Vazgeçecek miyiz?
Asla!
Elbette bir
takım sıkıntılar yok
değil. Ama bunlar el ele
vererek kolaylıkla
aşabileceğimiz türden
sıkıntılar. Yeter ki
üslubumuzu ve
yöntemimizi-iki taraf
da- yeniden gözden
geçirebilelim.
Varsın insanlar
karakterlerinin gereğini
sergilesinler. Bırakın
düşmanların dümenine,
dost bildikleriniz de
alkış tutsun. Bırakın
birileri sağda solda
sizinle yatıp kalksın.
Bırakın yalan yanlış
haberler, dedikodular,
okul panolarını
süslesin. Varsın bunları
fakslarla bitpazarına
nur yağmış gibi
birbirine haber
uçuranlar takip etsin.
Gün kavga günü değil
birlik ve beraber olma
günüdür. Gün rüzgâr ne
kadar sert eserse essin
kenetlenme günüdür. Gün
kimin oyununa alet
olduklarını
bilmeyenlerin çetelesini
tutup hesap sorma günü
hiç değildir.
Ki günün birinde size
kara çalanlarla karşı
karşıya geldiğinizde
gönlünüzdeki sevgiyle,
aldığınız terbiye ile
onları affedecek,
dertlerine derman olmak
için bir an bile
duraksamayacaksınız.
Çünkü vatan aşkıyla,
insan sevgisiyle çarpan
yüreklerinizde kin
büyütmeyeceksiniz.
Kötülük, karanlık,
bencillik,
vurdumduymazlık, adam
sendecilik olmayacak
sizlerde. Herkese aynı
yakınlıkta ve aynı
uzaklıkta olacaksınız.
Sizi görenler çeki düzen
verecekler kendilerine.
Destanınızı yazacak
henüz doğmamışlar.
Analar sizin
hikâyelerinizle
büyütecek çocuklarını.
Anıtlarınız süsleyecek
dünyanın dört bir
yanını.
Bunlar da bir şey
mi..?
Asıl siz birkaç yıl
içinde Giresun’u
telaffuz etmekten
çekindiğimiz rakamlardan
alın da hatrı sayılır
yerlere getirin, bakın o
zaman siz gümbürtüye!
Bakın bakalım o zaman
başarınızdan nemalanmaya
çalışacak olanlarla
bugün sizi yerden yere
vuranlar aynı kişiler mi
değiller mi?
“ Şimdi dövün
Sakarya, dövünmek vakti
bu an/ Kehkeşanlara
kaçmış eski güneşleri
an… Vicdan azabına eş,
kayna kayna Sakarya/ Öz
yurdunda garipsin, öz
yurdunda parya”
Bu yazı bir
aydın sorumluluğunun,
bir namus borcunun
ürünüdür. Daha güzel
yarınlarda buluşmak
ümidiyle… |