Yusuf SARIMAN

email: sarimanyusuf@hotmail.com

Çingene Ali'nin Hikayesi


Merhaba kıymetli dostlar. Size bu yazımda bir sevda hikayesi anlatacağım . Belki çoğumuzun bildiği bir hikaye ama günümüzün sevda açlığı ve aşk diye sarıldığımız şehveti anlayabilmek ve ayırt edebilme babından önce kendi nefsimize söyleyerek başlıyorum.
Zamanın behrinde Bağdat'ta çingene Ali diye biri yaşarmış; bizim Ali senin benim gibi varlığı yokluğu belli olmayan fakir bir delikanlı ; çarşı pazar bir gün gezerken halifenin küçük kerimesi Esma Sultanı görür ve olan olur . Bizim Ali yemekten içmekten kesilir. Yanıyorum der başka bir şey demez . Gece gündüz hayalinde Esma'yı görmekte, adını sayıklamaktadır. Bizim Ali'nin bir arkadaşı vardır, yalvarır Ali'ye:
-Bir duyan olur. Halifenin kulağına gider. Seni öldürürler, sen kim halifenin kızı Esma kim . Dediyse de Aliye söz dinletemez . Ali ‘’ yanıyorum’’ der başka bir şey demez. Sevda bu, gönle girdimi akıl bırakmaz insanda. Neyi var neyi yok yakar bitirir. Bizim Ali de perişan vaziyette. Arkadaşı onun bu haline dayanamaz. Der ki:
- Senin derdini çözecek birini biliyorum varıp ona gidelim der. Ali
- Hay hay der.
Arkadaşı onu zamanın büyük ALLAH DOSTU Seyyid Abdül Kadir Geylani hz. Halifesi Ali RAHİMULLAH hz. getirir. Ali derdini anlatır:
- Efendim perişanım yiyip içemez oldum.
- Uyku yok gözlerimde
- Gece ile gündüzü şaşırdım.
- Esma'dan başka bir şey düşünemiyorum . der; Ali RAHİMULLAH Hz.
- Eğer sadıksan ben sana halifenin kızını alırım.
- Ama ne dersem yapacaksın.

Ali :
- Hay hay Efendim, can iste  can, baş iste baş, yeter ki bana Esma'yı al .

Ali RAHİMULLAH Hz.
- Ne can ne de baş istiyorum. Şu Bağdat'ın üstünde bir dağ var . Orada bir mağara var. Oraya gireceksin. Gece gündüz sadece ve sadece ALLAH diyeceksin.

Ali :
-Emredersiniz Efendim, dedi ve fırladı dağa çıktı. Gece gündüz durmadan hiçbir şeyle meşgul olmadan sadece
-ALLAH, ALLAH, ALLAH, ALLAH demeye başladı. Kolay mı sonunda Esma Sultana kavuşmak var.
Aradan on gün geçti, Ali RAHİMULLAH Hz çingene Ali'yi ziyarete gitti. Baktı çingene diz üstü hiç bir yana bakmadan
-ALLAH, ALLAH, ALLAH,ALLAH diyor. Ali RAHİMULLAH Hz görür görmez:
- Kızı getirdin mi?

Ali RAHİMULLAH Hz: Sabırlı ol getireceğim, dedi. Aynen devam et dedi.
Aradan bir hafta on gün daha geçti. Ali RAHİMULLAH Hz çingenenin ziyaretine gitti. Çingene yine diz üstü kendinden geçmiş vaziyette:
-ALLAH, ALLAH, ALLAH, ALLAH devam ediyordu. Bu arada dağın civarındaki çobanlar, köylüler hiç bir şeyle ilgilenmeden, kendinden geçmiş vaziyette ALLAH, ALLAH, ALLAH diyen bu kişiyi merak ediyor; birbirine soruyorlardı. Kimin nesi kimin fesi kimse bilmiyordu. Sadece milletin dediği:
-Bağdat'ın dağına biri gelmiş sadece ALLAH dermiş. Sonunda fısıltılar ve merak saraya kadar vardı halifenin kulağına ulaştı. Halife de sordu soruşturdu kimdir kimin nesidir, ama kimse bilmiyordu. Bu bir ALLAH dostu mu, yoksa halkın saf temiz duygularıyla oynamaya çalışan bir şarlatan mıydı? Kime sormak lazım kimden öğrenebiliriz diye düşünürken (kaygılar boşuna değil bu memlekette Müslüm Gündüz gibi Ali Kalkancı gibi şahıslar milletin iyi kanını emdi.) Ali RAHİMULLAH Hz geldi akıllarına. Tabii o bilirdi. ALLAH DOSTUNUN halinden ALLAH DOSTU anlardı. Ali RAHİMULLAH Hazretlerine haber saldılar .
-Efendim BAĞDAT'IN dağına biri gelmiş gece gündüz ALLAH diyormuş, gerçek bir zikir ehli mi, yoksa kimin nesidir ; diye sordular. Ali RAHİMULLAH Hz ‘’ bakmak lazım’’ dedi. Zaman kararlaştırdılar. Dağa çıkıp bakacaklar.
O hafta Ali RAHİMULLAH Hz çingenenin yanına gitti. Çingene yine Ali RAHİMULLAH Hazretlerinin dediği gibi sadece ALLAH, ALLAH, ALLAH, diye devam ediyor. Hazreti görür görmez kızı getirdin mi? Diye atıldı. Hazret :
-Sabırlı ol. Getireceğim. Dedi ve ekledi.
-Haftaya yanına vezirlerle halifeyle geleceğim. Sana altın inci verirler, hiç birini kabul etme; dedi.
- Hay hay EFENDİM yeter ki Esma benim olsun hiçbir şey istemem. Dedi. Hazret :
- O zaman aynen devam dedi ve ayrıldı. Aradan bir hafta daha geçti. Halife ve Ali RAHİMULLAH Hz saray erkanıyla beraber Bağdat'ın dağına çıktılar.
Çingene kendinden geçmiş vaziyette sadece ALLAH diyordu. Vezirler çingenenin önüne altından bir tepecik yığdılar. Ceplerine yakut, elmas değerli taşlar doldurdular. Çingene saçıp attı. Altın tepeciğini elinin tersiyle vurup dağıttı. Halife aciz kaldı.
-Efendim dünyalık kabul etmiyor; gerçek bir ALLAH DOSTUNA benziyor. Ne yapsak da böyle bir devlet bereket memleketimizden gitmese dedi. Ali RAHİMULLAH Hz efendim:
-Nikahta keramet vardır küçük kerimeniz Esma'nın nikahını verseniz… belki kalır. Halife :
- Hay hay Efendim bir ALLAH ERİNE vermeyeceğimde kime vereceğim deyiverdi. Ali RAHİMULLAH Hz çingenenin kulağına eğildi.
- İstediğin oldu. Halife kızı verdi. Dedi. Çingene bir an durdu. Dağ taş kulak kesildi. Ağlayan bebekler sustu yedi kat semada arş ve kürsideki melekler durdu. İkindi vakti idi mağaranın ağzından süzülen güneş bir an durdu ve çingenenin vereceği cevabı bekledi. Ruhanilerin cümlesi kulak kesildi. Çingene ALİ durdu;
- ALLAH'ım bir kızın aşkına bir ay ALLAH dedim SENİ zikr ettim; dünyayı ayağıma diktin, halifeyi Bağdat'ın dağına çıkardın basit bir çingeneye halifenin kızını ihsan ettin. Keşke SENİN RIZAN için SENİ zikretseydim bana neler vermezdin. İstemem hiç birini istemem. SENİN rikrin bana yeter. Deyip bir rivayete göre düştü öldü. Demeyelim; zikrin harareti ve AŞK tan şehit oldu. Bir rivayete göre her şeyi bıraktı. Gayb ehline karıştı.
İşte Çingene Ali'nin hikayesi, alınması gereken o kadar çok ders varki esasında bunları yazmak yerine sizin tefekkürünüze bırakmak daha güzel olurdu; ama bir iki tanesini zayıf ve kıt tefekkürümüzle anlatmakta fayda mülahaza ediyorum.
Birincisi aşkta sebat olursa fayda verir. İkincisi her şeyin bir ustası olduğu gibi AŞKIN AŞK olabilmesi ve insana fayda vermesi için bir ustaya bir ÜSTADA ihtiyaç var. Üçüncüsü zikir o kadar kudretli bir ibadettir ki hem dünyayı hem ahireti abad eder. Zikir hakkında bir tehdit ve bir muştu ile yazımı bitiriyorum. Tehdit ‘’ Yazıklar olsun ki o münafıklara ne kadar az zikrederler.’’ Yani zikirsizlik RABBÜLLALEMİN azze ve celle hz tarafından bizzat münafıklık alameti olarak bildirilmiştir. Muştumuz ise’’SİZ BENİ ZİKREDİN BENDE KATIMDA MELEKLER ARASINDA SİZİ ZİKREDYİM’’ (HZ ALLAH )
Kim neyi gerçekten sevdiğini anlamak istiyorsa zikrinin ne olduğuna yani neyle daha fazla meşgul olduğuna baksa yeterlidir herhalde. Gerçekten sevilmeye layık olan ve sevgiyi yoktan var edenin selamıyla sizi selamlayarak O'na ısmarlıyorum.

 

Ana Sayfa'ya Geri Dön